TÜRK SİNEMASI

 

Birkaç yıl önce Türkiye denildiğinde aklıma ‘uzak doğu’ terimi gelirdi. Dört buçuk yıl önce

İspanya’da yaşamaya başladığımda yapılan sohbetlerde ya da Türkiye’ye turist olarak

gitmiş arkadaşlarım aracılığı ile duymuştum bu terimi. İspanya’ya kültürel anlamda çok

benzeyen hatta sanat alanında çok daha üretken bir ülkeye böylesine yakın olma fırsatı

yakalamak ne kadar güzel.

Festivalin ilk günü Türk sinemasında sinematografi hakkında bilgiler edindik. Ayrıca Türk

filmlerinin doksanlar döneminden kopmadığını, her zaman diğer ülkelerden çok kendi

ülkesinin hikayelerine öncelik verdiğini ve genç yetenekleri desteklediğini öğrendik.

Sinema yeni iletişimin teknolojilerinin adeta motoru olduğundan, sosyal içerikli konular ve

evrensel konuların yanı sıra genel olarak Türk insanı konu alınıyor.

Festival her biri Türkiye’de geçen ve ayrı konulara değinen dört farklı türde filmle bizleri

şaşırttı.

Cannes Film Festivali Altın Palmiye kazananı ‘Kış Uykusu’ bize Aydın’ın durağan

hayatını anlatıyor. Film izleyenleri üç saat boyunca sarıp sarmalayarak heyecan yaratıyor

ve Aydın’ın evim dediği bu kafesteymiş gibi hissettiren yerde, gökyüzüne doğru çığlık

atarak, bu monotonluktan kurtulma isteği uyandırıyor. Soğuk bir insan olan karısı ve her

şeyi bildiğini zanneden bencil kız kardeşi, izleyicilerin Aydın ile derin bir bağ kurmasını

sağlıyor. Aydın yazdığı yazılarda okuyucularına özgür olmaları gerektiği ve başka yerlere

gitmeleri gerektiği konusunda tavsiyelerde bulunuyor çünkü bunlar aslında kendisinin

gerçekleştiremediği ve tüm film boyunca olmasını beklediğimiz şey; o küçük Anadolu

kasabasından kurtulduğunu görmek. Filmin sonunda görüyoruz ki Aydın kendini konforlu

hissettiğin yeri terk etmiyor ve adeta hapis hayatına devam ediyor, bu da bize kendisinin

hem profesyonel hem de kişisel hayatında yenilgiyi kabullendiğini gösteriyor.

Bir sonraki film 2014 yılında büyük bir gişe başarısı yakalayarak popular hikaye

anlatımının standartlarını yükselten, zaman içerisinde büyümeye devam eden çocuksu

bir aşk hikayesini anlatan ‘Karışık Kaset’ idi. Sarp Apak ve kendisiyle tanışma fırsatı

yakaladığımız Özge Özpirinççi’nin başrollerini paylaştığı filmde, hayatın insanın karşısına

çıkardığı bazı engeller yüzünden sekteye uğramış bir aşk hikayesi anlatılıyor. Sonuç olarak

öğreniyoruz ki, eğer gerçek aşk karşınıza çıktıysa o kişide tehdit olarak görüp

uzaklaştırmaya çalıştığınız şeyler sizi durduramaz. Bülent Emin Yarar gibi usta

oyuncuların olduğu şefkatli ve içten bu film, iki saat boyunca o kasetteki şarkılarla size

dans ettiriyor.

‘Kelebeğin Rüyası’ filmi ise bizleri, iki saat boyunca, gelecekten umudu olmayan ama

yine de hayatta kalmaya devam eden insanların yaşadığı dönemdeki o ulaşılmaz aşkın

peşinden sürükledi. Her şart altında insanlar her zaman hayatta kalma savaşı

vereceklerdir ve bu duyguları yansıtmada sanattan daha güzel bir araç yoktur, tıpkı bu

filmde yazının araç olması gibi.

Son olarak 63. Berlin Film Festivali’nde ilk gösterimini gerçekleştiren, izleyenlerde adeta

güneşin kollarını koparma isteği uyandıran ‘Soğuk’ filmini izleme fırsatını yakaladık. Tüm

film boyunca hem Kars’ın hem de insanlarının soğukluğunu içimizde hissediyoruz. Kadın

ve erkeklerin cinsiyetçi yaklaşımları, kararsızlık ve o soğuk gecelerde kumarhane ışıkları

ve yükselen kötü koku…Filmin gidişatı, iki kendine has karakterin diğerlerinden farklı bir

yol seçmeleri ile beklenmedik şekilde değişiyor. Bunlardan biri Irina fakat kendi hayatını

sonlandırması ve o kara deliğe geri dönmesi bize gösteriyor ki tüm davranışlarımız

etrafımızdaki insanları da büyük ölçüde etkiliyor. Diğer karakter ise festivalde tanışma

fırsatı yakaladığımız Şebnem Bozoklu tarafından canlandırılan, demiryolu işçisinin

karısıydı. Bunca şiddet ve maçoluğun olduğu bir dünyada geleceğe hala umutla

bakabilen ve bir bebek bekleyen bu karakter.

Bu dört film de izleyicileri farklı şekillerde etkileyerek Türk toplumu ile ilgili daha fazla bilgi

sahibi olma isteği uyandırıyor. ‘Kış Uykusu’ hayatta yapmak isteyip yapamadığınız her

şeyi, ‘Karışık Kaset’ gerçek aşka ulaşmak için gereken sabrı, ‘Kelebeğin Rüyası’ hayatta

kalmaktan ve duygularını ifade etmekten vazgeçmemeyi ve ‘Soğuk’ hayatta zorlukların

üstesinden gelerek daha iyi bir geleceğe inanmayı anlatıyor. Tüm bu filmler bize

gösteriyor ki Türk insanı her zaman kalbi doğrultusunda hareket ediyor.

Sonuç olarak bu festival sayesinde bu egzotik topraklarda gezintiye çıkıp, Türk

hamamlarına daldık, sanat ve İslam kültürü hakkında bilgiler edinip, toplumun uygarlık

anlayışına göz atmış olduk. Bu ziyaret Türk kültürü hakkında daha fazla bilgi sahibi

olmamızı sağlayan bir aperatif gibiydi, daha önce de belirttiğim gibi bunu sanattan daha

iyi başaran bir şey olamazdı.

 

Çok teşekkürler.

 

Andrea Schumacher Villamizar

HAZİRAN
20

HAZİRAN
21

ANNEMİN ŞARKISI
Saat: 17:00 / Oktybr Teatre - Salon 4

GELİN
Saat: 14:00 / Oktybr Teatre - Salon 4

HAZİRAN22

SOĞUK
Saat: 17:00 / Oktybr Teatre - Salon 4

MUHSİN BEY
Saat: 15:30 / Oktybr Teatre - Salon 7

UZAK
Saat: 19:00 / Oktybr Teatre - Salon 8

Bu etkinlik EDGE tarafından uygulanmaktadır. Daha ayrıntılı bilgi için WEB SİTESİNİ ziyaret edebilirsiniz. Diğer etkinliklerimizden de haberdar olmak için bizi takip etmeyi unutmayın.

Adres

HAZİRAN23

BEN O DEĞİLİM
Saat: 13:30 / Oktybr Teatre - Salon 6

SİVAS
Saat: 16:30 / Oktybr Teatre - Salon 6

STEIGENBERGER HOTEL MASLAK ISTANBUL,

BUYUKDERE CADDESI NO:233,

MASLAK 34398, ISTANBUL, TURKIYE

HAZİRAN24

BALIK
Saat: 14:15 / Oktybr Teatre - Salon 8

Telefon:

+90 (212) 265-9292

GİŞE MEMURU
Saat: 17:00 / Oktybr Teatre - Salon 8

HAZİRAN25

KELEBEĞİN RÜYASI
Saat: 12:45 / Oktybr Teatre - Salon 8

Sosyal Medya

Mail

feed@edgeccf.com