Hayatta Kalmanın Dayanılmazlığı

Yazan: Georgina Román

 

‘’Türk sineması ülkenin kültürünü oluşturan en önemli öğelerden biri olarak

değerlendirilmektedir. Bu sinema son yüzyılda, özellikle 1950’li ve 1970’li yıllar arasında,

‘Babam ve Oğlum’, ‘Eşkiya’ ve Cannes Film Festivali Jüri Ödülü kazananı ‘Uzak’ gibi

filmler sayesinde şaşaalı bir dönem geçirmektedir.

Casa

Turca

http://casaturca.org/cine-turco-2/

 

Türkiye ayrıca Pier Paolo Pasolsolini’nin ‘Medea’sı, Kaurismäki’nin ‘Zombi ve Hayalet

Tren’i, Skyfall ve Argo gibi uluslararası birçok yapımda mekan olarak kullanılmıştır.

2013 yılında Türkiye’de 86 tanesi Türk yapımı olan 321 yeni film vizyona girmiştir.

Yabancı filmlerin gişesi toplamda 21.414.227 iken, yerli filmler toplam 28.990.793 gişe

yapmıştır.

 

Turkey

Filming Guidebook, 2014.

 

Şimdi biraz Nuri Bilge Ceylan’ın Cannes Film Festivali Altın Palmiye ödülü kazananı ‘Kış

Uykusu’ filminden bahsedelim. Hikaye Anton Chekhov’un ‘The Wife’ isimli kısa

öyküsünden uyarlanmıştır.

 

‘Karım çoğu zaman odama gelip huzursuz bir şekilde odadaki eşyalara bakar, ‘varlığını

kanıtlamak istercesine’ çevredeki fakir köylülere neler verebileceğini düşünür. Sanıyorum

ki yakında onun sayesinde hiçbir eşyamız kalmayacak ve fakir durumuna düşen biz

olacağız, fakat bu beni hiç de endişelendirmiyor ve ona gülümseyerek bakıyorum.

Gelecekte ne mi olacak? Hiç bilmiyorum.

Anton

Chejov, The Wife

 

‘Kış Uykusu’ hayatlarından memnun olmayan farklı karakterin birlikte yaşayışını konu

edinir, insan ilişkilerini ve bazen hayatta kalmanın ne kadar dayanılmaz olabildiğini

anlatır.

Karakterler arasındaki diyaloglar bir sonraki sahnede neler olacağı ile doğru orantılı gider

ki bu da filmi inanılır bir hale getirir.

“….adil ve dürüst bir insan olduğunun farkındayım” der Nihal Aydın’a ve devam eder

“….utanmaz, bencil bir adamsın ve alaycısın”. Aydın cevap verir “…en azından ben

hatalarımın farkındayım, sen ise kendininkileri kabul etmiyorsun”.

Filmin sonunda dış ses aracılığı ile anlıyoruz ki Aydın, Nihal ile olan ilişkisinin

başarısızlığını kabul eder, fakat Nihal’in düşüncelerini sadece davranışlarına bağlı olarak

anlayabiliriz.

“Dün Hamdi’nin geldiğini niye bana söylemedin?” diye sorar Aydın, evin hizmetlisi ise

çoktan söylediğini belirtir. Başka bir sahnede aynı diyalog dinamiğini görürüz, Aydın

Nihal’e “ İş arkadaşlarının geleceğini bana niye söylemedin?” diye sorar ve Nihal çoktan

söylediğini fakat kendisinin kayıtsız kaldığını belirtir.

Bu tip diyaloglar stratejik olarak karakterlerin tavırlarını daha iyi anlamamıza yardımcı

olur.

Aydın, kendisini ehlileştirmeye çalışan iki adamın yanında bağlı olan vahşi atı gözlemler,

ki bu hikayenin geri kalanında tekrarlanan bir motif görevi görür; Aydın kendisine ve

Nihal’ karşı dürüst davranmaya karar verir ve bunca tartışmadan ve onu değiştirme

çabalarının başarısız olmasından sonra kendisini melankoliye sürükler. Filmde kar öğesi

son karede özellikle vurgulanmıştır; Aydın’ı karın altında evinin ve düşüncelerinin içinde

hapis olarak görürüz.

İşte bu sinemanın büyüsünü, izleyicileri ırk, cinsiyet ve yaş farkı gözetmeksizin

karakterlerin dünyasına nasıl soktuğunu gösterir. Bu yüzden bu filmin gücünü sadece

Türk sineması ya da başka bir ülkeye ait bir sinema olmasına değil, hislerden,

duygulardan, anılardan ve hatıralardan beslenen bir sinema oluşuna bağlayabiliriz.

İnsanoğlunu saran her şey evrensel olarak algılanabilir.

Bu festivalde aynı anlatım öğelerine sahip, komediden ve drama farklı türlerde filmler

izledik. Örneğin ‘Soğuk’ ile ‘Kış Uykusu’ filmlerini karşılaştıracak olursak her iki filmde de

çıkış yolu kalmamış ve adeta bulundukları yere ve kendi içine hapsolmuş karakterler

görüyoruz.

Bu sahnelerin arkasında, izlediği ve dinlediği şeyleri anlayan bir topluma seslenen, içten

bir yönetmenin subjektifliği yatıyor.

İnsanlık tarihi boyunca, evrenin varoluşundan beri, insanoğlu duygu ve düşüncelerini

kemik, fildişi ve mağara duvarlarına resmetti fakat efsanelerde, edebiyatta ve resimde

hiçbir zaman vücut bulamayan doğal gerçeklik için sinemayı beklememiz gerekiyordu.

Filmin hikayesi izleyicininkinden her ne kadar farklı olursa olsun, imgeler ve sesler

hepimizin içinden geçmektedir.

Artık insanlar arasında engel kalmadı, sinema bizleri birleştirdi, hayallerimiz ve

gerçeklerimiz ortak bir alanda buluştu çünkü paylaşılmayan sırlar giderek azaldı, korku ve

endişelerimizi daha fazla paylaşmaya başladık. Sinema ve sanat sayesinde hayatta

kalmanın nasılda dehşet verici güzellikte olduğunu anladık.

HAZİRAN
20

HAZİRAN
21

ANNEMİN ŞARKISI
Saat: 17:00 / Oktybr Teatre - Salon 4

GELİN
Saat: 14:00 / Oktybr Teatre - Salon 4

HAZİRAN22

SOĞUK
Saat: 17:00 / Oktybr Teatre - Salon 4

MUHSİN BEY
Saat: 15:30 / Oktybr Teatre - Salon 7

UZAK
Saat: 19:00 / Oktybr Teatre - Salon 8

Bu etkinlik EDGE tarafından uygulanmaktadır. Daha ayrıntılı bilgi için WEB SİTESİNİ ziyaret edebilirsiniz. Diğer etkinliklerimizden de haberdar olmak için bizi takip etmeyi unutmayın.

Adres

HAZİRAN23

BEN O DEĞİLİM
Saat: 13:30 / Oktybr Teatre - Salon 6

SİVAS
Saat: 16:30 / Oktybr Teatre - Salon 6

STEIGENBERGER HOTEL MASLAK ISTANBUL,

BUYUKDERE CADDESI NO:233,

MASLAK 34398, ISTANBUL, TURKIYE

HAZİRAN24

BALIK
Saat: 14:15 / Oktybr Teatre - Salon 8

Telefon:

+90 (212) 265-9292

GİŞE MEMURU
Saat: 17:00 / Oktybr Teatre - Salon 8

HAZİRAN25

KELEBEĞİN RÜYASI
Saat: 12:45 / Oktybr Teatre - Salon 8

Sosyal Medya

Mail

feed@edgeccf.com